Kurumsal Yönetişim

Tüm paydaşlara güven sağlayabilen kurumlar, tüm değer zincirinde daha çok kaynağı harekete geçirip vizyonları doğrultusunda yönlendirerek, başarıya daha kolay ulaşabiliyor ve sürdürülebilirliği sağlayabiliyorlar. Bu nedenle, kurumsal güvenin temelini oluşturan kurumsal yönetişim. küçük-büyük veya halka açık-aile şirketi ayırımı olmaksızın her geçen gün daha yaygınlaşıyor. Kurumsal yönetişim, kurumun tüm paydaşlarıyla ilişkilerindeki davranışlarını ve iletişimini yürüten herkesin görevi olmakla birlikte, kurumların en üst karar ve denetim organı olan Yönetim Kurullarındaki uygulamalar, bu yönetim anlayışının kurum kültürü haline gelmesinin temelini oluşturuyor.

Dünyada kurumsal yönetişim ilkeleri gün geçtikçe yaygınlaşıyor. Kurumsal yönetişimin ana ilkeleri; etkililik, tutarlılık, şeffaflık, adil olmak, hesap verebilirlik, katılımcılık/yayılım ve sorumluluktur. Bu ilkeler ışığında kurumsal yönetişim, bir kurumun hedeflerine ulaşması ve en üstün performansı göstermesi açısından önem taşır. Bu konudaki zafiyetler, Enron ve Arthur Andersen örneğinde görüldüğü gibi dünya devi bir şirketin çok kısa zamanda yok olmasına bile neden olabilir.

Bir kurumun başarılı olabilmesi için kaynaklarını, hedeflenen sonuçlar doğrultusunda etkili bir şekilde kullanması gerekir. Her kurum yaklaşımları ile sadece kendi kaynaklarını değil, aynı zamanda tüm değer zincirinde kaynakların nasıl kullanıldığını da etkiler. Bu nedenle benimsediği politikalarda tutarlılık ilkesine uyması, değer zincirinin tümünde beklentilerin doğru oluşmasına ve zincirin bir bütün olarak daha güçlü olmasına yardımcı olur. Her kurum sadece finansal kaynaklar açısından değil, değer yaratabilmek için kullandığı tüm kaynaklar açısından başkalarının güvenini kazanmak durumundadır. Güven ise ancak şeffaflık ile sağlanabilir. Başkalarının kaynaklarını kullanan her kişi ve kurum, bu kaynakların kullanımında adil olmayı ve hesap verebilir olmayı ilke edindiğinde, daha geniş kaynaklara ulaşabilir ve gelişmesini sürdürebilir. Bu nedenle, adil olmak ve hesap verebilirlik de gelişmenin temel unsurlarındandır. Değer yaratabilmek için dengeli bir şekilde risk üstlenilmesi ve güç kararların alınması gerekir. Böylesi kararların alınmasında en üst düzeyde inisiyatif alınması ve sorumluluk üstlenilmesi gerekir. Kurumların başarı grafiklerinin yükselebilmesi için sürekli gelişmeleri gerekir. Gelişme ise sadece kurumun tepesinde değil, her seviyesinde yenilikçiliğin hayata geçirilmesi ile sürdürülebilir bir nitelik kazanabilir. Bu nedenle, katılımcı yönetim anlayışı kurumda odaklanmayı ve sürekli gelişmeyi olanaklı kılar.

Şirket yönetimi, şirketi hissedarlar ve hissedar olmayan diğer paydaşlar adına yönetmekle sorumludur. Ancak, yönetenlerle hissedarlar arasında herhangi bir çıkar çatışmasının oluşmasını önlemek ve yönetimin aldığı risklerin tutarlı ve dengeli olmasını sağlamak için şirketin iş alanını, rekabet durumunu iyi anlayıp dengeli kararlar alınmasını gözetmek gerekiyor. Kurumların sürdürülebilirliğini sağlamak için risk yönetimi ve iç denetim değerlendirmeleri sağduyulu, adil ve değer artırıcı bir şekilde yapılmalıdır ve bu da ancak önemli bir deneyim birikimi ile gerçekleştirilebilir. Bu değerlendirmelerin şeffaf bir şekilde, karşılıklı sorgulama ile gerçekleştirilmesini sağlamak için, entelektüel bağımsızlık sergileyebilecek deneyimli ve sağduyulu üyelerden oluşmuş bir Yönetim Kurulu gerekir ve bu niteliklere sahip bir Yönetim Kurulu, kurumun sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşır.

Bir kurumun en önemli varlıkları arasında insan kaynağı ve özellikle yönetim ekibi yer alır. Bu ekibin yetkinliklerinin ve performansının değerlendirilmesi, gerektiği durumlarda ekibe yeni kişilerin kazandırılması ve bu ekibin motivasyonunu yüksek düzeyde tutabilecek adil ödüllendirme mekanizmalarına işlerlik kazandırılması da kurumun geleceğini belirleyen bir başka faktördür. Bu değerlendirmelerin adil olarak yapılması ise iyi çalışan bir Yönetim Kurulu ile mümkündür.

Yönetim Kurulunun misyonu, en yüksek karar mercii olarak kurumu proaktif bir şekilde yönlendirmek, uzun vadede hissedarlarına sürekli ve kalıcı değer yaratmaktır. Kurumları başarıya taşıyan, değer yaratılmasını sağlayan en önemli unsurlardan birisi de stratejik seçimleridir. Stratejinin özü seçim yapmaktır. Yapılan her seçim ise risk içerir. Çünkü seçmek, aynı zamanda bir başka seçeneği reddetmek demektir. Bir yolu seçen, diğerlerini elemiş olur. Seçimler geleceğe yöneliktir, oysa gelecek belirsizdir. Stratejik seçimlerin yapılmasında farklı bakış açılarına ve bağımsız düşünme yetkinliğine sahip, deneyimli bir Yönetim Kurulunun konuyu detaylı bir şekilde irdelemesi stratejik karar kalitesini artırır.

Yönetim Kurulu bu ana görevine ek olarak kurumsal itibarı korumak ve geliştirebilmek için kurumun tüm paydaşlarına - müşterilerine, çalışanlarına, tedarikçilerine ve toplumun diğer kesimlerine - karşı sadece kanunlar açısından değil, aynı zamanda taahhüt ettiği değerler, iş etiği ve kurumsal yönetişim ilkeleri açısından da sorumludur.

Bu nedenle, kurumların Yönetim Kurullarının oluşumu, yapısal reformların öncü adımlarından birini oluşturur. Şirketlerin kurumsal yönetişim ilkelerine uygun olarak yönetilmesi yönetim kalitesinin artırılması açısından önemlidir. Ülkemizde şirket ile büyük ortak arasındaki ilişkiler kurumsal yönetişimin gelişmesi önündeki önemli engellerden birisini oluşturuyor. Bu nedenle, bir şirketin en üst yönetim organının herhangi bir ortak değil, Yönetim Kurulu olduğu anlayışının benimsenmesi kritik bir öncelik olarak ortaya çıkıyor. Yönetim Kurulları şirketleri sadece en büyük ortağın çıkarlarını gözeterek değil, diğer küçük hissedarların ve tüm paydaşların çıkarlarını gözeterek yönetmekle sorumludur. Yönetim Kurulu, şirketin en önemli stratejik varlıkları arasındadır. Dolayısıyla, Yönetim Kurullarına seçilen üyelerin yetkinlikleri ve deneyimlerine, bağımsız olmalarına ve kurulun işlemesi için oluşturulacak kurallara özen gösterilmesi, kurumun başarısı ve sürdürülebilirliğine katkı sağlar.

Kurumsal yönetişim sadece halka açık büyük şirketler için değil, aynı zamanda aile şirketi konumunda olan KOBİ’ler için, hatta kâr amacı gütmeyen sivil toplum kuruluşları için de gereklidir. Çünkü, kurumsal yönetişim, kurumların gerek yönetimsel açıdan, gerekse kaynaklara ulaşımının sürdürülebilirliği açısından önemlidir. Ayrıca kurumsal yönetişim, aile içi çatışmaların önlenmesi, yetenekli insan kaynaklarının kuruma kazandırılması ve kurumun itibarının ve değerinin artırılmasını sağlar.

Ayrıca kurumsal yönetişim, şirketleri halka açılmaya veya ortak alabilmeye de hazırlar, paydaşlarıyla güvenilir ilişkiler kurulmasına destek olur.

Dünyayla rekabet edebilmek, gelişmelere ayak uydurabilmek için öncelikle kurumsal yönetişim ilkelerine uyum sağlanmalıdır. Bunu AB, IMF, Dünya Bankası veya yabancı ortaklarımız istiyor diye değil, daha rekabetçi olabilmek, riskleri daha iyi yönetebilmek, dünya kaynaklarından daha fazla faydalanabilmek ve gelişmeyi sürekli kılabilmek için gerçekleştirmeliyiz.

Dr. Yılmaz Argüden