Argüden Yönetişim Akademisi Vakfı

Davranışlarımız Kuralları Nasıl Etkiliyor?

Bir adada olduğunuzu düşünün, tropik bir adada. Etrafınız tamamen sularla çevrili ve etrafınızda ise bir sürü palmiye ağacı var. Tek başınasınız, uymanız gereken herhangi bir kural yok. Adada yanınızda bir kişi bile daha olmasını hayal ettiğinizde ise hayatınıza kuralları dâhil etmeniz gerekiyor. Aldığınız kararların bir başkasını etkilemeye başladığı anda ilişkinizi düzenleyecek kurallara ihtiyaç duyuyorsunuz. İşte tam da bu noktada hayatımıza kurallar giriyor…

24 Şubat 2020

Robinson Crusoe’nun kurallara ihtiyacı olmayabilir,
ta ki yanına Cuma gelene kadar

Tıpkı Robinson Crusoe ıssız adadayken herhangi uyması gereken bir kural yokken, Cuma ile bir araya geldiğinde aniden(!) kurallara ihtiyaç duyması gibi, insanlar da topluluk halinde yaşamaya başladığından beri kurallar dizisine ihtiyaç duymuşlar. Zaman geçtikçe kurallar dizisine uyumu gözetmek, hayatlarına ilişkin riskleri yönetebilmek üzere bir yapı ya da işleyiş geliştirme gereği ortaya çıkmış. Böylelikle, hayatta kalma şanslarının daha fazla olduğunu anlamışlar. Sonuç olarak bir arada kalmak için insanların geliştirdiği bu mekanizmalar zamanla yerini kurumlara, devletlere bırakıyor.

Geçmişten bu yana neden devletlere ihtiyacımız olduğuyla ilgili gerek bilimsel, gerek felsefi açıdan bir dizi çalışma gerçekleştirildiğini görüyoruz. Mesela, Eflatun ve Aristo devleti kendiliğinden oluşmuş doğal bir kurum olarak; Hobbes, Locke ve Rousseou ise devleti yapay bir kurum olarak tanımlamış. Nasıl tanımlanırsa tanımlansın, topluluklar halinde var olduğumuzdan bu yana toplumsal yaşamın devamlılığı için devletlere ihtiyaç duyuyor, kanunlar oluşturmasını, kurallar koymasına ihtiyaç duyuyoruz. Tam da bu nedenle, devlet hayatımızdaki kuralların merkezinde yer alıyor. Tüketimden sağlığa, çevreden trafiğe birçok alanda farkında olarak ya da olmadan bir dizi kurallar ile karşılaşıyoruz.

Devlet, halkının refah ve mutluluğunu artırmayı amaçlayan bir kurumdur

Günlük hayatımızı bu kadar derinden etkileyen kurallar, kanunlar, kamu politikaları nasıl oluşturuluyor hiç düşündünüz mü? Oluşturulan kanunlara vatandaşın görüşü ne kadar yansıtılıyor? Aslında, kanunları, kararları oluştururken kullanılan yöntemler karar kalitesini, uygulama yaygınlığını ve dolayısıyla her birimizin yaşam kalitesini derinden etkiliyor. Birlikte ve çok sesli alınan kararların olması, önceliklerin tespiti, vatandaşın sesini dinleyici yapılar oluşturulmasının önemi zaten herkes tarafından tartışılan konular. Fakat vatandaşın sesini dinlemekte geleneksel yöntemlerin kullanılması yeterli kalıyor mu? Yapılan düzenlemelerin, oluşturulan kararların kalitesi nasıl gelişiyor? Bu gibi soruların cevapları için OECD’nin düzenli olarak gerçekleştirdiği Düzenleyici Politikalar Görünüm Raporu’ndan faydalanabilirsiniz.

Gelişen teknolojilerle geleneksel karar alma yöntemleri yavaş yavaş etkisini kaybetmeye başlıyor. Sıklıkla, davranışlara göre şekillenen karar alma yöntemlerini konuşur olduk. Peki bu yöntemler geleneksel yöntemlerin yerini alacak mı? Bu soruyu uzmanlar tartışadursun, birçok ülke ve uluslararası kuruluşlar yenilikçi karar alma süreçlerini uygulamaya başladı bile. Yenilikçi karar alma süreci denildiğinde aklımıza ilk olarak insanı merkeze alan, insan davranışlarının kararlara, kanunlara etkisini inceleyen bir yaklaşım olarak davranışsal yaklaşım geliyor.

Kamu politikalarında davranışsal yaklaşım ile politika oluştururken merkezde insan ve yaşam kalitesi var

AB ve OECD gibi uluslararası kuruluşlar, davranışsal yaklaşımların politika oluşturma sürecine etkisini incelemeye çoktan çalışma alanları arasında yer verdi. Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık ise davranışsal yaklaşımlarla hükümetin organları arasında yakın bağ kuran en iyi örneklerden. İngiltere’nin eski Başbakanı David Cameron, milletvekilleri için davranış bilimlerinin kararlara etkisini ele alan, 2008 yılında yayınlanan Thaler ve Sunstein’ın “Nudge: Sağlık, refah ve mutluluk hakkında kararları iyileştirmek” kitabını ‘okunması gereken kitaplar’ arasında gösterdi[1]. 2010 yılında ise İngiltere’de Prof. Thaler yardımıyla Davranışsal İçgörü Takımı adında özel bir birim kuruldu. Davranışsal yaklaşımların kamu politikalarına etkileri alanda gerçekleştirilen çalışmalarda bu ekip önemli çalışmalara imza attı. Bu ekip, vatandaşın hayatına doğrudan etki eden birçok konuda davranış bilimlerinin gücünden nasıl faydalanabileceklerini inceledi: işsiz insanlara iş bulmalarında yardımcı olmaktan, tehlikeli araç kullanmanın azaltılmasına, eğitimin sonuçlarının iyileştirilmesinden, antibiyotiklerin aşırı reçetelenmesi ve kullanılmasının azaltılmasına kadar 650’den fazla konuda davranışsal müdahalelerin etkisinin test edildiğini paylaştılar. Amerika Birleşik Devletleri’nde ise 2015 yılında Barack Obama döneminde Sosyal ve Davranış Bilimleri Ekibi kurulmuş ve federal programlara da davranış bilimi içgörülerini uygulama talimatı verdi. Bir diğer ülke Avusturalya’da kurulan Davranış Ekonomisi Ekibi ise 17 farklı kuruluşun ortak inisiyatifi olarak çalışmalarını sürdürüyor. Farklı ülke ve eyaletlerde de yine benzeri birimler kuruldu ve kurulmaya devam ediyor, düzenlemelerde nasıl davranış biliminden faydalanabileceklerini çalışıyorlar.

Ülkelerde olduğu gibi, uluslararası kuruluşlar da (OECD, AB, Avrupa Komisyonu, Dünya Bankası, vb.) davranış biliminin düzenlemelere etkisini mercek altına aldılar. Bu kuruluşlar, günlük hayatımızda, farkına varmadığımızda bile aldığımız kararların davranışlarımız ve yaklaşımımız ile ilgili önemli ipuçları sunduğunun, davranış biliminden faydalanmanın etkililiği ve verimliliği artıracağının, insanların yaşam kalitesini artıracağının farkındalar. OECD’nin Kamu Politikaları ve Davranışsal Ekonomi (2014) yayınında, Dünya Bankası’nın Dünya Gelişim Raporu’nda (2015), Avrupa Komisyonu’nu Davranışsal İçgörü’nün Politikalara Uygulanması Raporu’nda (2016) paylaşıldığı üzere, öncü uluslararası kuruluşlar hali hazırda davranış biliminin nerelerde uygulanabileceği ile ilgili yönlendirici haritalar oluşturdular. Örneğin, OECD’nin 2017 yılında yayınladığı Davranışsal İçgörü ve Kamu Politikaları: Dünyadan Örnekler Raporu’nda farklı alanlara yönelik, dünyadan iyi örnekler paylaşılıyor.

Davranışsal yaklaşımların kullanıldığı şaşırtıcı örneklerden bazıları şunlar:

  • Gençlere yönelik yapılan bir çalışmada, cep telefonu bozulan gençlerin sadece %67’si tamir ettirmeyi seçerken, ufak değişikliklerle -nudge- (farklı alternatifler sunularak) bu oran %87’ye çıkartıldı[2],
  • Yüksek puanla öğrenci kabul eden üniversitedeki öğrencilerin sınava girecek öğrencilere yazdığı heveslendirici bir mektupla, bu üniversitelerin tercih oranı arttı[3],
  • Kırsal kesimdeki çalışmak isteyen öğretmenlerin sayısını, yazılı başvuru yerine hali hazırda bir kısmı doldurulmuş online başvuruya çevirildiğinde ve sık hatırlatmalar yapıldığında kırsal bölgede çalışan öğretmen sayısı 3 katına çıktı[4],
  • İnternet sitesinde kullanılan dilde yapılan ufak güncellemelerle, vergi formlarını doldurma oranı %22 arttı[5].

Eğer davranış biliminden düzenlemeleri yani kararları oluştururken nasıl faydalanılabilir sorusunu soruyorsanız, OECD davranış biliminden faydalanırken izlenebilecek yol için temel 6 adım tavsiye ediyor (Şekil 1). Ayrıca, kamu kurum ve kuruluşlarındaki uzmanlara da önemli tavsiyeler paylaşılıyor (Tablo 1).

1. Adım
Strateji Belirle

2. Adım
Veri Topla ve İncele

3. Adım
Veri Geçerliliğini Test Et

4. Adım
Gruplandır
5. Adım
Gözet ve Değerlendir
6. Adım
Şeffaf ve Hesap Verebilir Olarak Raporla

Şekil 1. Davranış Bilimlerinden Faydalanırken İzlenebilecek Yollar[6]

Yine aynı raporda bir araştırma sonucu da paylaşılıyor. London School of Economics ‘LSE’, Europe Nudge Network ‘TEN’ ve ideas42 işbirliğiyle vaka çalışmalarıyla elde edilen verilerle gerçekleştirilen araştırmaya, 23 OECD üyesi ülkeden 60 farklı kamu kuruluşu, 2 uluslararası organizasyon dâhil edilmiş[7]. Araştırmada kullanılan vakaların detayları raporda paylaşılıyor. u araştırmaya göre,

  • Kurumların 1/3’ünde süreci bir lider yönlendiriyor,
  • Büyük çoğunluğunda davranışsal yaklaşımları benimsenmesi farklı diğer kurumların önceliğiyle ilişkilendiriliyor,
  • %60’ında davranışsal yaklaşımın bu süreçlerde kullanılmasıyla ilgili karşıt bir görüş bulunuyor,
  • Kurumların %45’inde davranışsal yaklaşımlarda uzmanlaşmış bir çalışan var,
  • Bu kurumlarda, davranışsal yaklaşım düzenleme süreçlerinde bazen (sistematik olarak her zaman değil) uygulanıyor,
  • Davranışsal yaklaşımın düzenleme süreçlerinde kullanılmasıyla ilgili katılımcıların %62’si herhangi bir etik sorun görmüyor,
  • Büyük bir çoğunluğunda yöntem olarak rassal kontrol denemeleri kullanılıyor.

 

 

Davranış bilimlerini hayatımıza dâhil etmek için kamu kurumlarına ve uygulayıcılara kısa öneriler:

q  Kurumda alınan kararların verimliliğini artırmak için davranışsal içgörüleri resmi düzenlemelere ve uygulamalara dâhil edin.

q  Davranışsal yaklaşımlara, düzenleyici kurum ve kuruluşların (SPK, Enerji tüketimleri, ulaşım, vb.) hayatında, uygulamalarında yer vermelerini sağlayın.

q  Davranış bilimini kullanan diğer kuruluşların yöntemleri, kalite standartları ve kapasite güçlendirme çalışmalarıyla tutarlı olun.

q  Kamu yetkililerinin davranış bilimlerini, yaklaşımları ve içgörüleri değerlendirebilmeleri için kapasite geliştirme eğitimleri yapın, heveslendirin, motivasyonu artırın.

q  Düzenleme öncesi etki analizi ve düzenleme sonrası değerlendirme süreçlerinde davranışsal içgörülerden yararlanın.

q  Düzenleme süreçlerinde hangi adımlarda/süreçlerde davranışsal yaklaşımlardan yararlanılabileceğini hangi adımlarda bu yaklaşımdan yararlanmanın uygun olmayabileceğini en baştan belirleyin.

q  Davranışsal içgörülerin potansiyelinden bütünüyle faydalanabilmek için paydaşları mutlaka sürece dâhil edin, geri bildirim alın, sürekli öğrenme ortamını destekleyin.

 

Kaynak: OECD, Behavioral Insights and Public Policy: Lessons from around the world. (Paris: OECD Publishing, 2017)

BİLGİ KUTUSU

Peki davranış bilimi uzmanları temelde ne yapıyorlar? Uzmanlar, davranışsal yaklaşımın, insanların belirli durumlarda nasıl davrandıklarını ya da davranabileceklerini inceliyor. İlk bakışta çok ufak ve önemsiz olan, fakat beklentinin çok üstünde etki yapabilen faktörler değerlendiriliyor, mevcut hizmetlerde, iletişimde veya devletin uyguladığı süreçlerde yapılan küçük değişikliklerin etkili sonuçlar doğurduğu kanıtlanmış durumda. Neticeleri etkileyen “küçük dürtmeler”, yani bu maliyeti düşük küçük “ayarlamalar”, pahalı bilgilendirme kampanyaları ya da mevzuatta güç değişiklikler yapmamıza gerek olmadan politika hedeflerine ulaşılmasına yardımcı oluyor.

 

 

 

Düzenlemeleri, kuralları oluştururken, ülkemiz de davranış bilimlerinden faydalanıyor. Türkiye’de 2015 yılında Ekonomi Bakanlığı bünyesinde “Davranışsal Kamu Politikaları ve Yeni Nesil Teknolojiler Dairesi Başkanlığı” kurulması için çalışmalar başladı. Akabinde, 2016 yılında merkezi yönetimde davranışsal yaklaşımları inceleyen özel bir takım kuruldu. Geçtiğimiz günlerde düzenlenen Ulusal Davranışsal Kamu Politikaları Konferansı’nda da bahsedildiği üzere Türkiye Cumhuriyeti Ticaret Bakanlığı Davranışsal Kamu Politikaları Projesi ile Türkiye'de ilk defa kamu eliyle bir uygulama yürütüldü. Dış ticaret alanındaki Rastgele Kontrol Deneyi'ni başarıyla yürüten kamu biriminin amacı destekleri tabana yaymak ve henüz desteklere başvurmamış ihracatçıların da desteklerden faydalanmasını sağlamaktı. Bakanlık yürüttüğü pilot uygulamanın sonucunu şu şekilde anlatıyor:

“Deney kapsamında 30 bin ihracatçıya 4 farklı e-posta gönderdik. Bu 4 gruptan, en teşvik edici mesajı içeren e-postamız ihracat destek başvurularında % 27 artış sağladı.”[8]

Türkiye’deki uygulamada elde edilen sonuç gösteriyor ki, davranış bilimlerinin faydası sadece kuralları koyarken değil, aynı zamanda uygulanan kararların verimliliğini ve etkililiğini artırıyor. Sunstein ve arkadaşlarının 5 ülkeden 15 farklı davranış biliminden faydalanılan uygulamayı (nudge) inceleyerek 2018 yılında yaptığı bir çalışmaya göre, kamu kurumlarına duyulan güven bu uygulamaların başarılı olması için en temel etken olarak ortaya çıkıyor. Yine aynı çalışma, kararlar alınırken davranış bilimlerinden faydalanmanın sadece bu kuralların etkili ve verimli olmasını sağlamıyor, aynı zamanda tüm sürecin şeffaf olmasına ve herkesin katılımına ve düşüncelerini ifade etmesine elverişli bir ortam oluşturulmasını da destekliyor. Anlaşılan o ki, ilerleyen günlerde kurumlara duyulan güven, davranışsal yaklaşımlar ve kuralların oluşturulması arasındaki ilişkiyi daha çok konuşacağız.

Davranışsal yaklaşımlar, alınan kararların etkililiğini ve verimliliğini sağlar, katılımı destekler, kurumlara duyulan güveni artırır.

[1] Thaler, Richard H.,Sunstein, Cass R. Nudge: Improving Decisions About Health, Wealth, And Happiness. New Haven : Yale University Press, 2008. Print.

[2] OECD, Behavioral Insights and Public Policy: Lessons from around the world, 126-128.

[3] The Behavioral Insights Team, Update Report 2016-17, p.19.

[4] The Behavioral Insights Team, Update Report 2017-18, p.7.

[5] Campbell, David. "Cleverer Than Command?." (2017): 111-126.

[6] OECD, Behavioral Insights and Public Policy: Lessons from around the world. (Paris: OECD Publishing, 2017)

[7] OECD, Behavioral Insights and Public Policy: Lessons from around the world. (Paris: OECD Publishing, 2017)

[8] https://ticaret.gov.tr/haberler/1-ulusal-davranissal-kamu-politikalari-konferansi