16 Şubat Pazartesi, 11:00–12:30 saatleri arasında düzenlediğimiz webinarda; etkin, kapsayıcı ve veri odaklı yönetişimin yerel iklim eylemini nasıl hızlandırabileceğini ve yerel yönetimlerin dirençli kentler yaratmadaki stratejik rolünü ele aldık.
Argüden Yönetişim Akademisi Akademik Kurul Üyesi Dr. İnan İzci’nin moderatörlüğünde gerçekleşen webinarda; Özyeğin Üniversitesi Kentsel Siyaset ve Teknoloji Yönetişimi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ebru Tekin Bilbil, Arup Türkiye Enerji ve Su Alanları Lideri Emine Kazanç ve Core Akademi Kurucu Ortağı Selin Peker, yerel yönetişim ve iklim uyumu ekseninde çok boyutlu değerlendirmelerini paylaştılar.
Öne çıkan mesajlar
- İklim krizi gezegensel ve varoluşsal bir gerçeklik. Küresel ölçekte somut ve kalıcı sonuç üretmenin yolu ise şehirlerden geçiyor. Şehirler, dönüşümün tasarlandığı, uygulandığı ve ivme kazandığı stratejik merkezler olarak öne çıkıyor.
- Katılımcı ve kapsayıcı planlama süreçleri; uygulamayı hızlandıran, toplumsal sahiplenmeyi güçlendiren ve dönüşümün sürdürülebilirliğini artıran temel bir unsur niteliği taşıyor.
- Ortak akla dayalı, şeffaf ve veri temelli yönetişim anlayışı; şehirlerin daha dirençli, daha adil ve kalıcı bir dönüşüm gerçekleştirmesinin en güçlü itici gücünü oluşturuyor.
Ortak değerlendirmeler, şehirlerin iklim krizine karşı hem risklerin yoğunlaştığı hem de çözüm kapasitesinin en yüksek olduğu alanlar olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Bu nedenle yönetişim kapasitesi, kurumsal mimari, şeffaflık ve hesap verebilirlik; iklim politikalarının başarısında belirleyici unsurlar olarak öne çıktı.
Öne Çıkan Perspektifler
Dr. İnan İzci, iklim krizinin gezegensel ve varoluşsal bir gerçeklik olduğunu vurgulayarak, küresel ölçekte somut ve kalıcı dönüşümün şehirler aracılığıyla mümkün olduğunu ifade etti. Şehirlerin, dönüşümün tasarlandığı ve hayata geçirildiği stratejik merkezler olduğuna dikkat çeken İzci; güvene dayalı, izlenebilir, denetlenebilir ve şeffaf yönetişim süreçlerinin bu potansiyeli açığa çıkaran en güçlü zemin olduğunu belirtti. Güçlü yönetişim sayesinde şehirlerin iklim eyleminde kalıcı, etkili ve örnek teşkil eden sonuçlar üretebileceğini vurguladı.
Doç. Dr. Ebru Tekin Bilbil konuşmasında iklim risklerinin deprem risklerinde olduğu gibi somut verilerle tanımlanması ve eyleme dönüştürülebilir eşikler üzerinden ele alınması gerektiğine dikkat çekti. Risklerin yalnızca analiz edilmesinin yeterli olmadığını; önceliklendirilmesi, kurumsal kapasiteyle desteklenmesi ve karar alma süreçlerine sistematik biçimde entegre edilmesi gerektiğini vurguladı. Güçlü bir yönetişim mimarisinin; riskleri erken tespit eden, kaynakları stratejik olarak yönlendiren ve paydaşları sürece dahil eden bütüncül bir iklim uyumu yaklaşımını mümkün kıldığını ifade etti.
Emine Kazanç ise şehirlerin emisyon üretimindeki belirleyici rolüne işaret ederek; enerji, ulaşım ve atık yönetimi gibi alanlarda geliştirilecek politikaların hem azaltım hem de uyum açısından önemli fırsatlar sunduğunu belirtti. Akıllı şehir uygulamaları, veri izleme sistemleri ve uzun vadeli stratejik planlamanın, şehirlerin çevresel zorluklara karşı dayanıklılığını artırmada kritik olduğunu vurguladı. İstanbul’dan örneklerle, altyapı yatırımları ile yönetişim kapasitesinin birlikte ele alınmasının önemine değindi.
İklim uyumunun katılımcı bir yaklaşımla ele alınmasının gerekliliğine dikkat çeken Selin Peker, kararlardan etkilenen paydaşların sürece dahil edilmesinin yalnızca demokratik bir gereklilik değil; aynı zamanda uygulamayı hızlandıran ve toplumsal sahiplenmeyi güçlendiren stratejik bir unsur olduğunu ifade etti. Katılım düzeyi arttıkça projelerin sürdürülebilirliğinin ve etki kapasitesinin de güçlendiğini vurguladı.
Kolektif Akıl ve Stratejik Dönüşüm
Bu webinar ile yalnızca bir bilgi paylaşımı gerçekleştirmedik; iklim uyumu ve yerel yönetişim alanında ortak bir sorumluluk bilinci etrafında buluşulan bir düşünce ve etkileşim zemini oluşturduk. Ortaya konan perspektifler bir kez daha gösterdi ki, iklim krizine karşı etkili mücadele teknik kapasitenin ötesinde güçlü bir yönetişim kapasitesi gerektiriyor. Şeffaflık, hesap verebilirlik, veri temelli karar alma ve katılımcılık ilkeleri; yalnızca iyi yönetişimin unsurları değil, aynı zamanda iklim politikalarının başarısının ön koşullarıdır.
Bugün yerel düzeyde atılan her adım, yarının küresel dönüşümünü şekillendiriyor. Şehirler yalnızca risklerin yoğunlaştığı alanlar değil; aynı zamanda çözümün tasarlandığı ve güvenin inşa edildiği merkezlerdir.
Biz de bu bilinçle, yerel yönetişimi güçlendiren, güven inşa eden ve sürdürülebilir dönüşümü hızlandıran çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz.
İlgili Kişiler