• Bültenimize Kaydolun

Bireyden Güven Toplumuna: Yönetişim Kültürü

Yönetişim yalnızca kurumlarla mı ilgilidir? Yalnızca kurumların politikalarını, iş yapış biçimlerini mi bağlar? Ya da iyi yönetişim, Dr. Yılmaz Argüden'in dediği gibi “bir kültür ve o kültürün içerisinde yeşerme imkânı bulduğu bir iklim” midir?

Bireyden Güven Toplumuna: Yönetişim Kültürü

Yönetişim Nedir? sorusuna cevap verirken yönetişimi; güven duyulan bir toplum inşa etmek amacıyla, ortak yaşamı ilgilendiren kararların iyi yönetişim ilkeleri çerçevesinde alınmasını ve uygulanmasını sağlayan bir yaklaşım olarak tanımlıyoruz. Bu tanım yönetişimin güvenle ilişkisini ortaya koyarken önemli bir soruyu da beraberinde getiriyor: Yönetişim yalnızca kurumlarla mı ilgilidir?

Yönetişim çoğu zaman kamu kurumları, şirketler veya sivil toplum kuruluşları üzerinden ele alınıyor. Oysa iyi yönetişim, Dr. Yılmaz Argüden’in ifade ettiği gibi, “bir kültür ve o kültürün içerisinde yeşerme imkânı bulduğu bir iklim.”

Kurumları oluşturan, yöneten ve dönüştüren insanlar olduğuna göre, yönetişimin kurum kültürünün yanı sıra bireylerde de karşılık bulması gerekiyor. Bireylerin davranışları kurum kültürünü orta ve uzun vadede etkiler, kurumların benimsediği değerler de bireylerin davranışlarını etkiler. Bir başka ifadeyle, birey ve kurum birbirini sürekli besleyen bir döngünün parçalarıdır. Bu döngünün her iki kanadının da iyi yönetişimi özümsemesi ise sürdürülebilir bir geleceği ve güven toplumunu inşa eder.

Yönetişim ilkelerini benimseyen bireyler daha güvenilir ilişkiler kurar; güvenilir ilişkiler daha sağlıklı işleyen kurumlar yaratır; sağlıklı kurumlar ise toplumsal güveni güçlendirir.

Yine Dr. Yılmaz Argüden'in yönetişime dair çok anlamlı bir sözü var: “Yönetişim, insanlığı insanın zaafiyetlerinden korur.”

Bu söz bana yönetişimin neden önemli olduğunu tek cümlede anlatıyormuş gibi geliyor. Çünkü insanlar her zaman kısa vadeli düşünebilir, hata yapabilir, sorumluluktan kaçabilir veya kendi çıkarlarını toplumun ortak yararının önüne koyabilir. Yönetişim ise bireylerin ve kurumların davranışlarını ilkelere dayandırarak bu zaafiyetlerin olumsuz etkilerini azaltmayı amaçlar.

Peki yönetişim kültürü bireyler tarafından nasıl benimsenir? Günlük yaşamda güveni güçlendiren ya da zayıflatan davranışlara baktığımızda, iyi yönetişim ilkelerinin aslında hayatımızın her alanında karşımıza çıktığını görürüz.

Gelin yönetişimin 7 ilkesinin bireylerin günlük yaşantısında nasıl görünebileceğini basit örneklerle anlamaya çalışalım. 

Tutarlılık

Tutarlılık, söylenenlerle yapılanların uyum içinde olmasıdır.

Bir öğretmen öğrencilerine “Yanlış yapmaktan korkmayın, önemli olan denemek.” diyor ancak bir öğrenci yanlış cevap verdiğinde onu sınıfın önünde küçümsüyorsa, söylem ile davranış birbirini desteklemiyor demektir. Benzer şekilde bir ebeveyn çocuğuna “Bir sorun olduğunda bana her şeyi anlatabilirsin.” deyip, çocuk yaptığı bir hatayı anlattığında onu dinlemeden cezalandırıyorsa, çocuk bir sonraki sefer paylaşmamayı öğrenebilir.

Söylenenle yapılanın örtüşmediği yerde tutarlılık zedelenir. İnsanlar neyle karşılaşacaklarını bilemediklerinde ise zamanla söylenenlere ve birbirlerine duydukları güven azalır.

Sorumluluk

Sorumluluk, üstlenilen görevlerin ve kararların sonuçlarını sahiplenmektir.

Bir apartmanda herkes ortak alanları temiz tutma konusunda anlaştığı hâlde bir kişinin kendi dağınıklığını “Nasıl olsa görevli temizler.” diyerek bırakması sorumluluğun paylaşılmadığını gösterir. Ya da bir ekipte yer alan dört kişinin birlikte hazırladığı bir sunumda bir kişinin kendi bölümünü tamamlamaması ve diğerlerinin gece çalışarak onun açığını kapatmak zorunda kalması da sorumluluğun başkalarının üzerine bırakılmasıdır.

Birlikte yaşamanın gerektirdiği sorumluluklar sürekli başkalarına bırakıldığında, birlikte hareket etmenin temelini oluşturan güven de zamanla zedelenir.

Hesap Verebilirlik

Hesap verebilirlik, yapılan davranışların ve alınan kararların gerekçelerini açıklayabilmek ve bunların sonuçlarını üstlenebilmektir.

Dört arkadaş ortak bir etkinlik düzenlerken bir kişinin diğerlerine danışmadan planın büyük bölümün kendi keyfine göre yapması ve “Ben böyle uygun gördüm.” diyerek açıklama yapmayı reddetmesi hesap verebilirlikle bağdaşmaz. Benzer şekilde bir okul gezisi için toplanan paraların nereye nasıl harcandığının paylaşılmaması, gezi sonunda artan paranın ne olduğunun açıklanmaması da hesap verebilirliğe aykırıdır.

Yetki kullanmak, hesap verme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz; aksine beraberinde getirir. İnsanlar karar alan kişinin gerekçelerini açıklayacağına ve sonuçlarını sahipleneceğine güvenemiyorsa birlikte hareket etme iradesi de zayıflar.

Adillik

Adillik, benzer durumlarda benzer ilkelere göre davranmak; kararları kişisel yakınlıklara, çıkarlara veya ayrıcalıklara göre değiştirmemektir.

Bir aile şirketinde açılan pozisyon için daha nitelikli adaylar olmasına rağmen yalnızca aileden olduğu için birinin işe alınması, kararın liyakat yerine yakınlığa göre verildiğini gösterir. Benzer şekilde bir öğretmenin kopya çeken iki öğrenciden daha başarılı olanı görmezden gelip diğerine ceza vermesi de kuralların kişiye göre uygulanması anlamına gelir.

İnsanlar, aynı kuralların herkes için geçerli olmadığını gördüğünde yalnızca verilen karara değil, kararın verildiği sisteme de güvenmemeye başlar.

Şeffaflık

Şeffaflık, başkalarını etkileyen konularda karar vermeleri için ihtiyaç duydukları bilgiyi zamanında, doğru ve anlaşılır biçimde paylaşmaktır.

İkinci el arabasını satan bir kişinin aracın yakın zamanda ciddi bir kaza geçirdiğini bildiği hâlde alıcının vazgeçmemesi için bunu saklaması şeffaflıkla bağdaşmaz örneğin. Benzer şekilde bir arkadaş grubunda ortak bir hediye için para toplayan kişinin hediyeyi indirimli aldığı hâlde diğerlerine eski fiyatı söylemesi ve aradaki parayı kendisine ayırması da yanlıştır.

İnsanların kararlarını etkileyebilecek önemli bilgiler bilinçli olarak saklandığında yalnızca o karara değil, bilgiyi paylaşan kişiye duyulan güven de zedelenir. Bir kez “Benden başka ne saklandı?” sorusu ortaya çıktığında güveni yeniden kurmak ve yıkılan itibarı yeniden inşa etmek çok daha güç hâle gelir.

Etkililik

Etkililik, yalnızca bir konuda harekete geçmek değil, yapılanların sorunu çözmeye ve amaçlanan sonucu üretmeye gerçekten katkı sağlamasıdır.

Bir mahallede aynı kavşakta sürekli kaza oluyor ve her kazadan sonra yalnızca yeni bir uyarı levhası asılıyor, ancak kazaların nedenleri araştırılmıyorsa görünür bir müdahale yapılmış olsa da sorun çözülmüş değildir. Benzer şekilde bir ekipte işler sürekli gecikiyor, her gecikmenin ardından yeni bir toplantı yapılıyor ancak gecikmeye neden olan iş bölümü hiç değiştirilmiyorsa süreç işliyor gibi görünse de sonuç üretmiyor demektir.

Çaba göstermek veya faaliyet yürütmek tek başına etkililik anlamına gelmez. Aynı sorunlar çözülmeden tekrarlandığında insanlar alınan kararların sonuç üreteceğine dair güvenlerini kaybetmeye başlar.

Kapsayıcı Katılımcılık ve Yayılım

Kapsayıcı katılımcılık, bir karardan etkilenecek kişilerin görüşlerinin karar sürecine dahil edilmesini gerektirir. Yayılım ise iyi yönetişim anlayışının yalnızca belirli kişi ve süreçlerle sınırlı kalmamasını; ilgili tüm kesimlere ve kurum adına hareket eden herkesin davranışlarına yansımasını ifade eder.

Bir aile çocuğunun okulunu değiştirmeye karar verirken, yeni okula gidecek olan çocuğa ne düşündüğünü hiç sormuyorsa kararın merkezindeki kişi sürecin dışında bırakılmış olur. Benzer şekilde bir mahalledeki park yenilenirken tasarımın yalnızca belediye ve yüklenici tarafından hazırlanması; çocuklara, yaşlılara veya parkı düzenli kullanan mahalle sakinlerine neye ihtiyaç duyduklarının sorulmaması, farklı ihtiyaçların karar sürecine yeterince yansımadığı anlamına gelir.

Katılım imkanını genişletmeye ek olarak, iyi yönetişimin bir kültüre dönüşebilmesi için kurum adına hareket eden herkesin bu anlayışı davranışlarına yansıtması gerekir. Bu kültürle bağdaşmayan davranışlar ortaya çıktığında kurumun bunları görmezden gelmemesi; öncelikle öğrenmeyi ve gelişimi desteklemesi, buna rağmen davranış değişmiyorsa güven kültürünü koruyacak adımları atması önemlidir.

Çünkü hiç kimsenin karşılaştığı her bireyin geçmiş davranışlarını bilmesi mümkün değildir. Ancak bir kurumun iyi yönetişim ilkelerini benimsediğini ve bu ilkelerle bağdaşmayan davranışlara izin vermeyeceğini bilmek, kişileri tanımadan da o kuruma güvenebilmeyi sağlar.

İyi yönetişim anlayışı karar süreçlerine, farklı kesimlere ve kurum adına hareket eden bireylerin davranışlarına yayıldıkça güven de kişilere bağlı olmaktan çıkarak kurumsallaşır. Böylece insanlar yalnızca seslerinin duyulacağına değil, karşılarına kim çıkarsa çıksın aynı ilkelerin korunacağına da güvenebilir.

Güvenin Başladığı Yer

Yaşama bu açılardan bakmaya başlayınca, gün içinde yüzlerce iyi ya da kötü yönetişim örneği görürüz. Çünkü insanların kaliteli bir yaşam sürmesi için gerekli olan yönetişim kültürü, hayatın her alanına sinmiş durumda. İkili ilişkilerimizde, evimizde, apartmanımızda, mahallemizde, okulumuzda; kısacası paydaşı olarak bulunduğumuz her topluluğun içinde iyi yönetişimi benimsemeli ve yaygınlaştırmalıyız.

Yönetişim, aslında güven inşa etme kültürüdür. Bireyler arasında başlayan bu kültür; aileye, okula, iş yerine, sivil topluma ve kamu kurumlarına kadar uzanır.

Bu nedenle iyi yönetişim yalnızca daha iyi kurumlar yaratmanın değil, daha güvenilir ilişkiler ve daha güçlü bir toplum inşa etmenin de temelidir. Çünkü iyi yönetişim varsa güven vardır. Güven varsa iş birliği mümkündür. İş birliği mümkün olduğunda ise toplumsal gelişim hızlanır.

Peki bu kültür nasıl gelişir? Güvene dayalı ilişkiler kurabilen, sorumluluk alan, adil davranan ve başkalarının görüşlerine değer veren bireyler nasıl yetişir?

Yönetişim kültürünün çocukluk döneminden itibaren öğrenilmesi bu açıdan büyük önem taşıyor. Çocukların söz hakkına sahip olduğu, kararların nedenlerini anlayabildiği, sorumluluk üstlenebildiği ve davranışlarının başkaları üzerindeki etkilerini görebildiği ortamlar, iyi yönetişim kültürünün temellerinin atıldığı ilk yerler arasında.

Argüden Yönetişim Akademisi olarak geliştirdiğimiz Öğrenen Çocuk: Sorumlu Birey Eğitimi de tam olarak bu anlayıştan hareket ediyor: İyi yönetişimi yalnızca gelecekte yönetecekleri kurumlarda değil, bugünden bireylerin yaşamlarında karşılık bulan bir kültür hâline getirmek.

Yazarlar